Deprem uzmanı Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Yedisu Fayı ve Kuzey Anadolu Fayı üzerindeki mevcut deprem senaryolarını eleştirerek risk analizlerinin güncel verilerle yeniden yapılması gerektiğini söyledi. Açıklamalar, Türkiye’de deprem tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

Yedisu Fayı büyük deprem üretecek mi?
Yedisu Fayı son günlerde yeniden gündemin merkezine yerleşmiş durumda. Bunun en önemli nedeni ise bölgeyle ilgili yapılan deprem senaryolarının sık sık “yaklaşan büyük kırılma” ihtimali üzerinden tartışılması.
Ancak Prof. Dr. Şener Üşümezsoy bu yaklaşımın tek başına yeterli olmadığını düşünüyor. Ona göre bir fay hattının potansiyelini sadece uzun süredir kırılmamış olmasıyla açıklamak, bilimsel açıdan eksik bir değerlendirme ortaya koyuyor.
Üşümezsoy, özellikle tarihsel verilerle yapılan yorumların güncel jeolojik hareketlilikle desteklenmediğinde yanıltıcı sonuçlar doğurabileceğini savunuyor.
“1784’ten beri kırılmadı” söylemi ne kadar doğru bir risk göstergesi?
Yedisu Fayı için en sık dile getirilen argümanlardan biri, 1784 yılından bu yana büyük bir kırılma yaşanmamış olması. Bu durum bazı uzmanlar tarafından “biriken enerji” olarak yorumlanırken, bazıları ise tek başına bir risk göstergesi olmadığını düşünüyor.
Şener Üşümezsoy’a göre bu yaklaşım eksik kalıyor çünkü fay hatları sadece zamanla değil, stres dağılımı ve segment davranışlarıyla da şekilleniyor. Yani aynı fay üzerinde farklı bölgeler farklı zamanlarda enerji boşaltabiliyor. Bu nedenle “uzun süredir kırılmadı” ifadesi, tek başına kesin bir deprem tahmini için yeterli bir veri olarak kabul edilmiyor.

Kuzey Anadolu Fayı gerçekten yeniden mi şekilleniyor?
Türkiye’nin en aktif sismik yapılarından biri olan Kuzey Anadolu Fayı, doğudan batıya uzanan dev bir kırılma hattı oluşturuyor. Erzincan’dan Marmara Denizi’ne kadar uzanan bu sistem, tarih boyunca birçok büyük deprem üretti.
Üşümezsoy’un dikkat çektiği en önemli nokta ise bu hattın artık “tek parça bir sistem” gibi değil, farklı segmentlerin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği yönünde. Özellikle Bingöl, Karlıova ve Erzincan çevresindeki stres transferinin yeniden hesaplanması gerektiğini vurguluyor.
Bu yaklaşım, klasik deprem modellerinden farklı olarak daha dinamik bir analiz gerektiriyor.
1939 Erzincan Depremi bugün hâlâ etkili olabilir mi?
1939 Erzincan depremi, Türkiye’nin en yıkıcı sismik olaylarından biri olarak kabul ediliyor. Uzmanlara göre bu büyük kırılma, sadece yaşandığı dönemi değil, sonraki fay hareketlerini de etkileyen bir stres zinciri oluşturdu.
Üşümezsoy’a göre bu tür büyük depremler sonrası oluşan enerji dağılımı, komşu segmentlerde yeni risk alanları yaratabiliyor. Bu nedenle sadece tek bir fay segmentine bakarak genel bir tahmin yapmak yanıltıcı olabilir.
Marmara Denizi’ndeki faylar için neden farklı görüşler var?
Deprem tartışmalarının en yoğun yaşandığı bölgelerden biri de Marmara Denizi. Özellikle Adalar Fayı üzerine yapılan değerlendirmeler uzun süredir bilim dünyasında farklı yorumlara sahne oluyor.
Üşümezsoy, 1894 İstanbul depreminin bölgede önemli bir stres boşalması yarattığını ve bu nedenle bazı senaryoların yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyor.

Deprem senaryoları neden sürekli değişiyor?
Türkiye’de deprem senaryolarının sık sık güncellenmesinin temel nedeni, kullanılan veri ve modelleme yöntemlerinin gelişmesi. Yeni sismik ölçümler, GPS verileri ve yer hareket analizleri, eski modellere göre çok daha detaylı bilgiler sunuyor.
Şener Üşümezsoy’un eleştirisinin merkezinde de bu nokta yer alıyor. Ona göre bazı çalışmalar hâlâ eski stres transfer modellerine dayanıyor ve bu modeller günümüz verilerini tam olarak yansıtmıyor.
Bu durum, deprem risk haritalarının yeniden değerlendirilmesini zorunlu hale getiriyor.
Yedisu Fayı hangi bölgeler için risk oluşturuyor?
Yedisu Fayı yalnızca geçtiği bölgeyi değil, çevresindeki geniş bir coğrafyayı da etkileyebilecek potansiyele sahip. Bingöl, Erzincan, Tunceli, Elazığ, Erzurum ve Muş gibi iller bu risk alanının içinde değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre olası bir kırılma, sadece tek bir şehirle sınırlı kalmayacak kadar geniş bir etki alanına sahip olabilir.
Türkiye deprem riskini nasıl okumalı?
Deprem uzmanlarına göre Türkiye’de en kritik hata, riskin tek bir senaryoya indirgenmesi. Oysa fay sistemleri oldukça karmaşık ve birbirine bağlı yapılardan oluşuyor.
Üşümezsoy’un açıklamaları da bu noktada önemli bir hatırlatma yapıyor: Deprem analizleri sadece geçmiş verilere değil, güncel hareketliliğe ve segment bazlı incelemelere dayanmalı.
Kaynak: Hedef Gazetesi – Aydın Haberleri – aydinhedef.com.tr

