Aydın Hedef Gazetesi’nden Kevser Dayan’ın haberine göre; Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Veteriner Fakültesi Viroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doçent Doktor Bahattin Taylan Koç, rüzgarla bile 100 kilometre çevreye yayılan şap hastalığının önüne geçebilmek hastalıktan şüphelenildiği zaman mutlaka veteriner hekimlere bilgi verilmesi gerektiğini vurguladı. Şap hastalığının kontrolü için test yapılması gerektiğini belirten Koç, “Test sonuçlarına göre hayvanın sağlık durumu kötüyse itlaf yoluna gidilmeli, sağlıklıysa aşılama yoluyla gerekli antikor seviyesine ulaşarak bağışıklıkları sağlanmalı” dedi.

“ŞAP HASTALIĞININ İKİ ANA TEHLİKESİ VAR”
Aydın’ın hayvancılık sektöründe en büyük dertlerinden birisinin şap hastalığı olduğunu belirten Doç. Dr. Koç, “Ankara Üniversitesi’nden mezun oldum ve doktora eğitimi tamamladım. Metabilim analize üzerine eğitimi Almanya’da bir üniversite tamamladım. Aydın’a da yeni döndüm öğretim üyesi olarak hizmet etmeye devam ediyorum. Şap hastalığı da ülkemizin hayvancılıkta en büyük dertlerinden birisi. Sığırlar başta olmak üzere hem büyükbaş hem de küçükbaş hayvanlarda görülebilmektedir. Şap hastalığının iki ana tehlikesi vardır. Hızlı yayılması ve yol açtığı dramatik verim kaybı. Çevreye bulaşması (kontaminasyonu) o kadar hızlıdır ki, rüzgarla bile 100 kilometre çevreye yayılabildiği literatürde kayıtlıdır. Hastalık sığırlarda ciddi salgınlara neden olur ve kendini en belirgin şekilde ağızda, özellikle de dilde ‘aft’ dediğimiz yaralarla gösterir. Bu yaralardan dolayı yoğun bir salya akıntısı başlar. Zamanla bu aftlar erozyona (aşınmaya) dönüşür, yani dilin üzerindeki zarlar yırtılır. Bu acı verici durum, hayvanın yem alımını engeller ve bu da doğrudan ciddi bir verim kaybına yol açar” diye konuştu.

“BULAŞICIĞI YÜKSEK BİR HASTALIKTIR”
Şap hastalığının fazla olduğu zaman ölümle sonuçlandığı vurgulayan Doç. Dr. Koç, “Şap, bilinen en eski ve mücadelesi en güç viral hastalıklardandır. Diğer RNA virüsleri gibi şap virüsü de doğal şartlarda yüksek mutasyon oranına sahiptir. Virüsün A, O, C, Asia 1, SAT1, SAT2 ve SAT3 olmak üzere 7 farklı serotipi vardır. Bunları neredeyse 7 farklı hastalık gibi düşünebiliriz, zira bir serotipe karşı yapılan aşı diğerlerine karşı anlamlı bir koruma sağlamaz. Etkilediği hayvan yelpazesi de çok geniştir. Sığırlar başta gelse de keçi, koyun, domuzlar ve yabani hayvanlar gibi birçok geviş getiren türde hastalık görülebilmektedir. Bakım oranı değişmekle beraber, kötü bir bakım varsa besici veya çiftlik yönetimi tarafından bu hayvanlarda ölüm oranı yüksek olabiliyor. İyi bakım, besleme yapılırsa, şartlara uygun olursa ve gerekli kontroller yapılırsa burada ölüm oranı daha düşük olabiliyor. Fakat bulaşıcılığı yüksek bir hastalıktır. Özellikle virüsün çok fazla dinamik olması genetik açıdan, çok fazla değişkenliğe yatkın olması özellikle kapsid bölgesinde bu virüsün 7 tane bilinen ana alt tipi var, bu alt tiplerinde bir daha alt tipi olmasına neden oluyor. Bu da virüsün maalesef saçıcılığını artıyor. O yüzden hayvan kategorisi çok geniş. Sığır en başta ama keçi, koyun, domuzlarda, küçükbaşlarda, yabani hayvanlarda görülebiliyoruz. Daha çok geviş getirenler diyebiliriz. Hastalığın kuluçka dönemi vardır, virüs vücuda girdikten sonra klinik belirtileri yaklaşık 2 hafta içinde görmeye başlarız. Genellikle ilk gördüğümüz belirti bol burun (nazal) akıntısıdır. Daha sonra, insanlardaki uçuğa benzeyen ‘aft’lar başlar. Aftlar başladıktan sonra hayvan artık yem almak istemez, yem tüketimi düşer. Buna bağlı olarak hayvan zayıflar, süt verimi hiç olmaz veya kalitesiyle birlikte çok ciddi oranda düşer. Kafa bölgesindeki bu semptomların dışında, hastalık bazen çift tırnakların arasına da bulaşarak enfeksiyonlara yol açar” ifadelerini kullandı.

“BİYOGÜVENLİK KURALLARI ÇOK SIKI UYGULANMALIDIR”
Şap hastalığıyla mücadelede en önemli gücün aşılama olduğunu belirten Doç. Dr. Koç, “Hastalığın yaygın görüldüğü ülkemizde aşılama, sürü bağışıklığı için hayati önemdedir. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yürüttüğü programda koruma amaçlı aşı sayısı, 2024 yılı itibarıyla yılda 2’den 3’e çıkarılmıştır. Mevcut aşı politikamız, ülkemizde en sık görülen A ve O tipleri ile Asia-1 serotipini içermektedir. 2023 yılında SAT-2’nin görülmesi üzerine bu tip de hızla aşıya dahil edilmiştir. Yakın zamanda ortaya çıkan SAT-1 tipine karşı ise Şap Enstitüsü tarafından rekor sürede yerli aşı geliştirilmiş, 14 milyon doz üretilerek devlet tarafından sahada başarılı bir aşılama kampanyası yürütülmektedir. Test sonuçlarına ve hayvanın klinik prognozuna (hastalık seyri) göre, sağlık durumu kötüyse itlaf yoluna gidilmesi düşünülmeli; prognozu iyi ve sağlıklı olanlara acil aşılama yoluyla bağışıklıkları sağlanmalıdır. Hastalığın doğrudan bir tedavisi yoktur, ancak ağız ve ayak yaraları için yemek sodası (sodyum bikarbonat) veya çamaşır sodası (sodyum karbonat) ile dezenfeksiyon gibi destekleyici bakımlar uygulanabilir. Devletin yürüttüğü mücadele, aşılama, karantina ve hayvan hareketlerinin sınırlandırılması gibi sacayakları üzerine kuruludur. Bu sürecin başarısı için yetiştiricilerimize de büyük sorumluluk düşmektedir. Biyogüvenlik kuralları çok sıkı uygulanmalıdır. Unutulmamalıdır ki, virüs gübrede yaklaşık 2-3 ay boyunca enfektivitesini koruyabilmektedir ve bu gübrenin taşınması hastalığı çevreye yayar. Aynı şekilde, yetiştiricilerin ahırdan çıkan tüm atıkları dahi dezenfekte etmesi şarttır. Aksi takdirde bu atıklar sulara ve toprağa karışarak dolaylı yoldan diğer hayvanları enfekte edebilir. Bu nedenle, yetiştiricilerimizin hem resmi aşılama programlarına harfiyen uyması hem de veteriner hekimlerin ve uzmanların biyogüvenlik konusundaki uyarılarına titizlikle riayet etmesi, salgının tamamen kontrol altına alınması için hayati önem taşımaktadır. Üniversiteler olarak biz de bu sürecin bilimsel destekçisiyiz. ADÜ Veteriner Fakültesi Viroloji Anabilim Dalı olarak, sahip olduğumuz akademik birikim ve uzman kadro ile bu mücadeleyi yakından takip ediyoruz. Talep gelmesi halinde, salgının epidemiyolojik takibine yardımcı olma, teşhis kapasitesini güçlendirme, yetiştiriciler için eğitim materyalleri hazırlama veya ortak bilimsel araştırmalar yürütme gibi konularda her türlü desteği vermeye hazırız. Başta Tarım ve Orman Bakanlığımızın merkezi birimi olan Şap Enstitüsü ve yerel teşkilatları (İl/İlçe Müdürlükleri) olmak üzere, bu mücadeledeki tüm paydaşlarla resmi çerçevede iş birliği yapmaktan memnuniyet duyarız” dedi.

Kaynak: Hedef Gazetesi

