PISA 2025 Türkiye için ne söylüyor?

featured
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

PISA 2025 sonuçlarına Türkiye açısından bakıldığında, ilk dikkat çeken bulgu üç temel alanda da devam eden yükseliş eğilimi. Türkiye’nin ortalama puanı 2022’ye göre fen bilimlerinde 476’dan 494’e, okuma becerilerinde 456’dan 472’ye, matematikte ise 453’ten 462’ye yükseldi. Aynı dönemde OECD ortalamalarının fen bilimlerinde 485’ten 482’ye, okumada 476’dan 461’e ve matematikte 472’den 463’e gerilediği görülüyor. Böylece Türkiye 2025’te fen bilimleri ve okuma becerilerinde OECD ortalamasının üzerinde, matematikte ise OECD ortalamasına oldukça yakın bir performans gösterdi.

TÜRKİYE YÜKSELİYORElbette uluslararası araştırmalarda ülkelerin sıralaması kamuoyunda en fazla ilgi gören göstergelerden biri. Türkiye PISA 2025’te fen bilimlerinde 91 ülke arasında 19’uncu, okumada 90 ülke arasında 18’inci, matematikte ise 90 ülke arasında 28’inci sırada yer aldı. OECD ülkeleri arasında ise sıralamalar sırasıyla 14, 13 ve 23 oldu. 2022 ile karşılaştırıldığında üç alanda da Türkiye’nin sıralamasının yükseldiği görülüyor. Ancak önceki PISA sonuçlarını değerlendirirken de vurguladığım gibi, sıralamalar tek başına eğitim sistemlerinin niteliğini açıklamak için yeterli değil. PISA’nın asıl değeri, ortalama puanın ve sıralamanın arkasındaki öğrenci profillerini ve yeterlik düzeylerini görebilmemize imkân sağlaması.

Bu açıdan bakıldığında PISA 2025’in Türkiye için önemli bulgularından biri, gelişmenin yalnızca ortalama puanlara yansımamış olması. PISA’da ikinci düzey, öğrencilerin günlük yaşamda ihtiyaç duyabilecekleri temel bilgi ve becerileri kullanabilmeleri açısından önemli bir eşik olarak kabul ediliyor. Türkiye’de bu düzeyin altında kalan öğrenci oranı 2025’te fen bilimlerinde yüzde 19,5’e, okumada yüzde 24,1’e, matematikte ise yüzde 35,7’ye geriledi. Aynı zamanda üst yeterlik düzeylerine ulaşan öğrenci oranları da arttı. Beşinci ve altıncı düzeylerde yer alan öğrencilerin oranı fen bilimlerinde yüzde 7,4, matematikte yüzde 7,9 ve okumada yüzde 4,2. Fen ve matematikte bu oranlar OECD ortalamalarına benzer düzeyde. Bu tablo önemli bir noktaya işaret ediyor. Bir eğitim sisteminin gelişimini yalnızca ortalama puanın yükselmesi üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Temel becerilere ulaşamayan öğrenci sayısını azaltırken aynı zamanda üst düzey düşünme becerilerine sahip öğrenci sayısını artırabilmek, daha anlamlı bir ilerleme göstergesi. Türkiye’nin özellikle 2015 sonrasındaki PISA sonuçlarında her iki yönde de bir gelişme görülüyor.

Türkiye’nin bilgi işlemsel problem çözme alanındaki ortalama puanı 473. Bu puan değerlendirmeye katılan ülkelerin genel ortalamasının üzerinde olmakla birlikte, 500 puan olan OECD ortalamasının altında kaldı. Türkiye bu alanda 85 ülke arasında 42’nci, OECD ülkeleri arasında ise 32’nci sırada yer alıyor. Yeterlik düzeyleri incelendiğinde tablo daha da belirginleşiyor. Türkiye’de 1. düzeyin altında kalan öğrenci oranı OECD ortalamasından biraz daha düşükken, üst yeterlik düzeylerinde tablo tersine dönüyor. Beşinci ve altıncı düzeylerde yer alan öğrenci oranı Türkiye’de yüzde 13,2 iken OECD ortalamasında yüzde 26,1’dir. Bu sonucu Türkiye’nin eğitimde bundan sonraki gelişim alanlarından birine işaret eden önemli bir bulgu olarak okumak gerek. Fen, matematik ve okuma gibi temel alanlarda kaydedilen gelişmenin; algoritmik düşünme, karmaşık problem çözme, veri analizi, dijital üretkenlik ve öz düzenlemeli öğrenme gibi becerilere de taşınması gerekiyor. Çünkü öğrencilerin gelecekte karşılaşacakları problemlerin önemli bir kısmı, belirli bir formülü hatırlamaktan ya da daha önce karşılaştıkları bir sorunun benzerini çözmekten çok, yeni bir duruma uyum sağlamayı, farklı bilgi kaynaklarını birlikte kullanmayı ve çözüm yolları geliştirmeyi gerektirecek.

Burada öğretim programlarından sınıf içi öğrenme süreçlerine kadar üzerinde düşünülmesi gereken bir alan bulunuyor. Problem çözme ve dijital beceriler yalnızca bilişim teknolojileri derslerinin konusu olarak görülmemeli. Matematikte modelleme, fen bilimlerinde deney ve veri analizi, sosyal bilimlerde kanıtları karşılaştırma, dil ve okuma derslerinde farklı kaynaklardan gelen bilgilerin güvenilirliğini sorgulama gibi uygulamalar öğrencilerin bu becerileri geliştirmelerine katkı sağlayabilir. Proje temelli öğrenme, disiplinlerarası çalışmalar ve gerçek yaşam problemlerine dayalı öğrenme deneyimlerinin daha yaygın hâle getirilmesi bu açıdan önem taşıyor. Öğretmenlerin de dijital teknolojiyi yalnızca içeriği öğrenciye aktaran bir araç olarak değil, öğrencinin araştırdığı, ürettiği, denediği ve problem çözdüğü bir öğrenme ortamı olarak kullanabilmesi desteklenmeli.

DEZAVANTAJLI ÖĞRENCİLERİN DE ORTALAMASI ARTTIPISA sonuçlarının bir başka önemli yönü, elde edilen ilerlemenin mümkün olduğunca bütün öğrenci gruplarına yayılmasının gerekliliği. 2022-2025 döneminde Türkiye’de farklı okul türlerinin tamamında fen, matematik ve okuma puanlarının artmış olması olumlu bir göstergedir. Bununla birlikte öğrencilerin devam ettikleri okul türüne göre performans farklılıkları sürüyor. Önümüzdeki dönemin hedeflerinden biri, başarılı uygulamaların yalnızca belirli okul ve öğrenci gruplarında kalmaması; nitelikli öğrenme ortamlarına erişimin daha geniş öğrenci kitlelerine ulaştırılması olmalı. Benzer şekilde, sosyoekonomik koşullar ile eğitim başarısı arasındaki ilişki de göz ardı edilmemeli. PISA 2025 sonuçları Türkiye’de hem sosyoekonomik olarak avantajlı hem de dezavantajlı öğrencilerin fen bilimleri performansının 2022’ye göre arttığını gösterir. Bu tür bulgular, eğitim politikalarının yalnızca ortalama başarıyı değil, eğitim sisteminin kapsayıcılığını ve öğrencilerin hangi koşullarda öğrenme fırsatına eriştiğini de dikkate alması gerektiğini hatırlatır.

PISA 2025’in Türkiye açısından verdiği temel mesajı bu nedenle yalnızca “puanlarımız yükseldi” biçiminde okumamak gerekir. Daha anlamlı olan, uzun dönemli verilerde görülen olumlu eğilimin nasıl sürdürülebileceğini ve daha ileri öğrenme becerilerine nasıl dönüştürülebileceğini tartışmaktır. Türkiye’nin bundan sonraki eğitim gündemi, temel becerilerde elde edilen ilerlemeyi korurken öğrencilerin bilgiyi yeni durumlara aktarabilen, problem çözebilen, eleştirel düşünebilen ve dijital dünyanın yalnızca kullanıcısı değil üreticisi olabilen bireyler olarak yetişmesine odaklanmalı.

PROF. DR. MURAT İNCE KİMDİR?Prof. Dr. Murat İnce, ilk, orta ve lise öğrenimini Denizli’de tamamlamıştır. 2005 yılında Kocaeli Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. 2011 yılında Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi’nde Eğitim Programları ve Öğretim alanında yüksek lisansını, 2016 yılında ise Ankara Üniversitesi’nde Eğitimde Program Geliştirme alanında doktora eğitimini tamamladı. Akademik çalışmaları; öğretmen eğitimi, eğitimde program geliştirme, karşılaştırmalı eğitim ve uluslararası eğitim araştırmaları alanlarında yoğunlaşıyor. Bu kapsamda, ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde yayımlanmış çok sayıda makalesi, çeşitli bilimsel kongrelerde sunulmuş bildirileri ve kitap bölümleri bulunuyor. Ocak 2006 ile Mart 2025 tarihleri arasında Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi’nde görev yapmış; bu süre zarfında Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanlığı, Dış İlişkiler Genel Koordinatörlüğü ve Üniversite Senato Üyeliği gibi çeşitli idari görevlerde bulunmuştur. Prof. İnce, Mart 2025’ten bu yana Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmakta olup, Kasım 2025 itibarıyla Yıldız Teknik Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Müdürü olarak görevini sürdürüyor.

Kaynak: www.hurriyet.com.tr
PISA 2025 Türkiye için ne söylüyor?
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter