Turizm yazarı Recep Yavuz, son yıllarda sıkça dile getirilen “Önemli olan turist sayısı değil, turistin bıraktığı paradır” söylemini farklı bir bakış açısıyla değerlendiriyor. Yavuz’a göre Türkiye’nin hedefi turist sayısını azaltmak değil; mevcut ziyaretçi hacmini korurken kişi başına düşen turizm gelirini artırmak olmalı. Dünyadaki başarılı turizm ülkelerinin de tam olarak bu stratejiyi izlediğine dikkat çeken Yavuz, turizmin gerçek gücünün yüksek hacim ile yüksek katma değeri birlikte yaratabilmekten geçtiğini vurguluyor.
Turizmde son yılların en çok tekrarlanan cümlesi şu oldu:
“Önemli olan kaç turist geldiği değil, ne kadar para bıraktığıdır.”
Hatta bu söylem zamanla daha da ileri taşındı ve neredeyse slogan hâline geldi:
“Daha az turist gelsin, daha çok para bıraksın.”
İlk bakışta kulağa son derece makul geliyor. Elbette herkes daha fazla gelir elde etmek ister. Ancak bir düşüncenin sürekli tekrar edilmesi, onun her zaman doğru olduğu anlamına gelmez.
Bugün geldiğimiz noktada, turizmde turist sayısını adeta önemsizleştiren bir anlayış oluşmaya başladı. Oysa meseleye biraz daha geniş açıdan baktığımızda, turizm ekonomisinin yalnızca kişi başına yapılan harcamadan ibaret olmadığını açıkça görüyoruz.
Türkiye yaklaşık 2 milyon yatak kapasitesine, dünyanın en gelişmiş havalimanlarından bazılarına, güçlü hava yolu şirketlerine ve yaklaşık 3 milyon kişiye doğrudan ya da dolaylı istihdam sağlayan devasa bir turizm ekosistemine sahip.
Böylesine büyük bir yapının ayakta kalabilmesi için belirli bir hacme ihtiyaç duyduğu gerçeğini görmezden gelemeyiz.
Türkiye turist sayısını azaltarak mı büyüyecek, yoksa mevcut hacmini korurken turist başına elde ettiği geliri mi artıracak?
Türkiye için doğru strateji, turist sayısını korurken kişi başına düşen geliri yükseltmektir.
Dünyanın Turizm Devleri Ne Yapıyor?
2025 yılında dünyanın en fazla turist ağırlayan ülkeleri Fransa, İspanya, ABD, Türkiye, İtalya, Meksika, Birleşik Krallık, Almanya, Japonya ve Yunanistan oldu.
Bu ülkelerden hangisi turist sayısını azaltmayı hedefliyor?
Hiçbiri.
Tam tersine, hepsi iki hedefi aynı anda gerçekleştirmeye çalışıyor; hem daha fazla turist çekmek hem de turist başına daha fazla gelir elde etmek.
Kısacası dünyanın başarılı destinasyonları artık “Sayı mı, gelir mi?” tartışmasını geride bırakmış durumda.
Onlar ikisini birlikte büyütüyor.
Turizm Bir Çarpan Etkisi Yaratır
Turizm sadece otellerden ibaret değildir.
Bir turist ülkeye geldiğinde;
Yani turizm geliri yalnızca otelin kasasına girmez.
Antalya’da konaklayan bir turist; çiftçiden kasaba, rehberden şoföre, havalimanı çalışanından hava yolu şirketine kadar yüzlerce farklı meslek grubunun gelir elde etmesini sağlar.
İşte bu nedenle turist sayısı yalnızca bir istatistik değildir.
Ekonomiyi besleyen en önemli çarklardan biridir.
Varsayalım ki Türkiye bugün 60 milyon turist ağırlıyor ve 60 milyar dolar gelir elde ediyor.
Şimdi turist sayısını 30 milyona düşürelim.
Ancak kişi başına harcamayı iki katına çıkaralım ve toplam gelir yine 60 milyar dolar olsun.
Kâğıt üzerinde her şey kusursuz görünüyor.
Peki ya gerçek hayatta?
Yani gelir aynı kalsa bile, ekonomiye yayılan refah aynı kalmayacak.
Çünkü turizm yalnızca döviz kazandıran bir sektör değil; aynı zamanda milyonlarca insanın geçim kaynağıdır.
Bhutan Türkiye İçin Doğru Bir Örnek mi?
Bu tartışmalarda sıkça Bhutan örneği gösteriliyor.
Bhutan, bilinçli olarak “High Value – Low Volume” yani “Yüksek Değer – Düşük Hacim” modelini uyguluyor.
Yılda yaklaşık 200 bin turist kabul ediyor ve yüksek giriş ücretleriyle kişi başına harcamayı artırıyor.
Ancak Bhutan’ın nüfusu bir milyona bile ulaşmıyor.
Ne milyonlarca yatak kapasitesi var ne de yüzlerce uluslararası uçuş gerçekleştiren dev bir turizm altyapısı.
Nepal de benzer şekilde yılda yaklaşık 1 milyon turist ağırlıyor.
Bu ülkelerin ekonomik yapılarıyla Türkiye’nin turizm modeli arasında kıyas yapılması sağlıklı değildir.
Türkiye’nin rakipleri Bhutan ve Nepal değil; İspanya, Fransa, İtalya ve Yunanistan’dır.
Gelir Kimin Cebine Giriyor?
Turizm gelirini değerlendirirken yalnızca toplam rakama bakmak yeterli değildir.
Bu gelir kimlere ulaşıyor?
Oda fiyatlarının yükselmesi oteller için olumlu olabilir.
Ancak turist sayısı azalırsa;
aynı ölçüde kazanamaz.
Turizmin başarısı birkaç işletmenin daha fazla para kazanması değil, oluşan ekonomik değerin toplumun geniş kesimlerine yayılmasıdır.
Türkiye’nin En Büyük Gücü
Türkiye bugün dünyanın ilk beş turizm ülkesi arasında bulunuyor.
Bu başarı tesadüf değil.
Coğrafi konumu, güçlü hava yolu ağı, yüksek yatak kapasitesi, yetişmiş insan kaynağı ve yıllardır yapılan yatırımlar sayesinde Türkiye bugün yüksek hacimli turizmde dünyanın en önemli oyuncularından biri hâline geldi.
Bu avantajı küçültmeye çalışmak yerine daha verimli kullanmak zorundayız.
Asıl hedefimiz turist sayısını azaltmak değil; gelen turistten daha yüksek katma değer üretmek olmalıdır.
Turist sayısı ile turizm geliri birbirinin alternatifi değildir.
Biri diğerinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır.
Dünyanın turizmde başarı hikâyesi yazan ülkeleri bunu çoktan gördü.
Onlar ne turistten vazgeçiyor ne de gelir hedefinden.
İkisini birlikte büyütüyorlar.
Türkiye’nin de önünde duran hedef tam olarak budur.
Çünkü mesele 60 milyon turist mi, 70 milyon turist mi sorusu değildir.
Mesele, gelen her turistin Türkiye ekonomisine daha fazla değer üretmesini sağlayabilmektir.
Turizmde gerçek başarı, yüksek hacim ile yüksek katma değeri aynı potada buluşturabilmektir.
Ve belki de artık şu tartışmayı geride bırakmanın zamanı gelmiştir:
“Hem daha fazla turisti nasıl ağırlarız hem de o turistten daha fazla değeri nasıl üretiriz?”
İşte Türkiye turizminin geleceğini belirleyecek asıl soru budur.
Orijinal Haberi Görüntüle

